DOLAR 14,7786 -0.6%
EURO 16,1808 -1.26%
ALTIN 941,84-1,04
BITCOIN 5766830,72%
Antalya

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

MERHAMET TOHUMU EKİLMEYEN ÜLKELER
27 okunma

MERHAMET TOHUMU EKİLMEYEN ÜLKELER

KONUYA GİRİŞ: İstanbul’un mânevî fatihi Akşemseddin Hazretleri’ydi ki, İstanbul’a girerken Fatih; kendisine güller atan Rum kızlarına, bu gönül sultanını işaret ederek, gönülleri, asıl fatihe tevcih ediyordu.

ABONE OL
Mayıs 10, 2022 23:02
MERHAMET TOHUMU EKİLMEYEN ÜLKELER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mete İSLAMOĞLU

YAZDI 

MERHAMET TOHUMU EKİLMEYEN ÜLKELER 

KONUYA GİRİŞ: İstanbul’un mânevî fatihi Akşemseddin Hazretleri’ydi ki, İstanbul’a girerken Fatih; kendisine güller atan Rum kızlarına, bu gönül sultanını işaret ederek, gönülleri, asıl fatihe tevcih ediyordu. 

Hak dostlarının dünya hayatındaki gaye ve gayretleri dâimâ Hakk’a kulluk, halka hizmet ve gönülleri fethetmektir. 

Zira gönülleri fethedecek kudret; ne kılıçta, ne de maddiyattadır. 

İnsanlar, şahsiyete hayrandırlar. Güçlü karakterlerin cezbedici ve sirâyet edici bir husûsiyeti vardır. Hayranlık, sevgiyi; sevgi de tâbî olmayı meydana getirir. Bu; şerde de, hayırda da böyledir. Bu sebeple, sâdıklarla, sâlihlerle beraberlik zarûrîdir. 

Fethi müteâkip büyük bir resmigeçit tertip edilmişti. Fatih Han, orada bizzat hizmette bulundu. Askerlerine pek çok hediye ve ihsanlar dağıttı. O gün Akşemseddin Hazretleri ayağa kalkarak şöyle hitâb etti: 

“−Ey kahraman İslâm askerleri! 

Elde ettiğiniz ganîmetleri israf etmeyiniz, hayra ve iyi yerlere sarf ediniz! Bu memleket halkına infâk ediniz!” 

Çünkü; 

Gönül fethinin birinci şartı; kişinin önce kendi gönlünü selîm bir kalp, etrafına rahmet ve muhabbet taşıran bir gönül hâline getirebilmesidir. Davranışlarında kemâle, muâmelâtında adâlet, asâlet ve zarâfete ulaşabilmesidir. Cömert, merhametli, fedâkâr, affedici, cesur, âdil, güvenilir, doğru, müstakîm ve zarif olmasıdır. 

Şu tarihî hakikat, bu ahlâkın ne güzel bir misâlidir: 

Sultan III. Mustafa, bir Ramazan’da Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi konağına iftara gitmişti. Söz esnasında; 

“–Mehmed Emin Efendi, arada size gelmek isterim, fakat konağınız pek uzak yerde!” dedi. 

Mehmed Emin Efendi de, nezâket ve tevâzû içinde üstü kapalı bir îzahta bulundu: 

“–Sultanım! Sâyenizde yakın yerlerde bir ev tedâriki mümkündür, lâkin gördüğünüz gibi şu civar hânelerin hiçbirinde mutfak yoktur.” 

Bu ince açıklama, hayli kapalı olduğundan dolayı Padişah, şaşkınlıkla sordu: 

“–Acâyip, bu evlerde yemek pişirmezler mi?” 

Bunun üzerine Mehmed Emin Efendi; mahcûbiyet ve mahviyet içinde, Sultan’a; gönül dünyasının hassâsiyetini yansıtan şu cevâbı verdi: 

“–Sultanım! Cümlesinin sabah ve akşam yemekleri zarûreten âcizâne fakirhâneden gider. Onun için buradan ayrılmak istemem.” (Süheyl ÜNVER, Bir Ramazan Bin Bir İstanbul, s. 64) 

İşte; 

O Hak dostları için; gönül almak, gönüller fethetmek öyle mühim idi ki, bir an bundan uzak kalmanın ıstırâbını gönüllerinde hissetmekteydiler. 

İşte; 

Gönül fethi böyle gönüllerin işidir. Fedâkâr, cömert, muhabbet ve merhamet dolu kalplerin işidir. İslâm’ın tebliğinde de, Muhammed Hamîdullâh’ın da dile getirdiği gibi, en çok mâneviyat erleri muvaffak olmaktadır. 

Bugün siyasî ve askerî sahada müslümanlar mağlûp ve mazlum olduğu hâlde; hâlâ İslâmiyet’in mesajı; gül yüzlü, bülbül sözlü, zarif mümessilleriyle ulaştırıldığında, dünyanın her yanında nice gönüller fethetmektedir. 

Dünden bugüne Peygamber Efendimiz’in bize bıraktığı emânet de budur. Yarınlarda da, i‘lâ-yı kelimetullah için, tebliğ ve cihad vazifelerimizi hakkıyla îfâ için; dâimâ gönle eğilmemiz, sözlerimizi ve davranışlarımızı gönül alıcı kılmamız ve İslâm’ın güzel yüzünü tebessüm ettirmemiz zarûrîdir. 

Unutmamalı ki; 

Ecdâdımız Osmanlı; her gittiği yerde, bu şuur ve istikamette emsalsiz nümûnelerle dolu bir adâlet, merhamet ve huzur tevzî etti. Öyle ki, Martin Luther’in; 

“Yâ Rabbî! Büyük Türkleri bir an önce başımıza getir de, Sen’in ilâhî adâletinden onlar sâyesinde nasiplenelim!..” şeklinde duâlarında yer aldı. 

İslâm’dan nasipsiz zâlimler ise, zulmettikleri her mekânda kellelerden kuleler diktiler… 

Nefsâniyet uğruna, makamlar uğruna, mal ve menfaatler uğruna… 

Bugün de; 

Menfaatlerin en hunhar bir şekilde cereyan eden savaşlarını görüyoruz. Maddeye ve paraya hâkim olabilmenin en kirli, en vicdansız, en dehşetli ve felâketli katliâmlarını görüyoruz. Petrol kavgaları uğrunda işlenen toplu cinayetler, gaddar zulümler, bitmek tükenmek bilmiyor. Çocukları mahveden, perişan eden, kadını ve yaşlıyı öldüren, gençlerin sabahını söndüren ve her şeyi imhâ eden insanlık dışı katliâmlar durmak bilmiyor. 

Niçin? 

Niçin olursa olsun, meselenin özünde kalpten mahrumiyet var. Merhametten mahrumiyet var. Çünkü hidâyetten mahrumiyet var. 

O mahrumiyetlerde de insanlık yok, vicdan yok, hakikat yok, gönül yok. 

Çare? 

İslâm’a sarılmak. 

Çünkü sadece; İslâm’da kan dökmek ve toprak almak için savaşmak, toprağı kanla sulamak yasaktır, haramdır. 

 

Kılıç, ancak zulmü kaldırmak ve hidâyetlere vesile olabilmek için kullanılır. Bu gayeye hizmet etmeyen bir kılıç, ancak bir demir parçasıdır. 

Dolayısıyla; 

İslâm’da yapılan savaşlar dahî, asla toprağı kanla sulamak için değil; sadece var olan bir zulmü ortadan kaldırmak ve insanlığın hidâyetine vesile olmak niyetiyle yapılmıştır. 

 

Mücbir bir durum dolayısıyla gerçekleşen bir savaşta dahî, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; kadınlara, çocuklara, yaşlılara, nebâtâta, kilise ve manastırda bulunanlara asla dokunulmaması gerektiğini bildirmiştir. Harp edilecek olanlar, sadece İslâm askerlerine karşı savaş açanlardır. 

 

“Allâh’ın ismiyle, Allâh’ın yolunda gazâ ediniz! Allâh’ı tanımayanlarla çarpışınız! Ganîmet mallarına hıyânette bulunmayınız! Zulmetmeyiniz. Müsle yapmayınız (kulak, burun gibi âzâları keserek işkence etmeyiniz). Çocukları öldürmeyiniz!”(Müslim, Cihâd, 3; Ahmed, V, 352, 358) 

Diğer rivâyetlerde Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: 

 

“Çocukları, mabedlerine çekilip ibâdetle meşgul olan kişileri,1 kadınları,2 yaşlıları3ve savaş hârici işler için kiralanan kişileri4 öldürmeyiniz! Kiliseleri yakıp yıkmayınız, ağaçları köklerinden kesmeyiniz! buyurmuştur. 

Çünkü gaye, dâimâ Hakk’ın emrini yerine getirmektir. 

Osman Gazi’nin, oğlu Orhan Gazi’ye yaptığı nasihatte dediği gibi: 

“Oğul! 

Bizim dâvâmız, kuru bir kavga ve cihangirlik dâvâsı değil, «i‘lâ-yı kelimetullah»tır, yani Allâh’ın dînini yüceltmektir!” 

Tarih şahittir ki; 

Kendi akıllarının dar hududunda hapsolmuş bulunan; Firavun, Nemrut, Atillâ, İskender, Hülâgû ve emsalleri, yaptıkları zulümlerle bütün insanlığın düşmanı oldular. Buna mukabil, vahyin feyziyle yoğrulup «akl-ı selîm»e nâil olan, dostluk ve muhabbetin ilâhî menbaına erişen; Nakşibendî, Mevlânâ ve emsâli Hak dostları ise, hayatları boyunca, hattâ vefatlarından sonra bile insanlığa huzur ve rahmet vesilesi oldular. Ebediyyen de bütün insanlığın dostu olarak kalacaklardır. 

Bütün asırlar ve zamanımız, bu hakikat etrafında dersler ve ibretlerle doludur. Doğru okumasına bilenler için tabiî. Ancak böyle bir okumayı; bugünkü makineleşme, yani eşyanın putperesti olma, bir şekilde kendi içindeki sayfaların dışında bırakıyor. 

Yani; 

Makinenin terakkîsi, mânevî terbiyeden uzak insanın rûhî yapısını zaafa uğratmakta ve sinsice zehirlemektedir. Böylece mâneviyattan mahrum bir şekilde yetişen insan, neticede maâlesef makinenin kulu hâline gelmektedir. Makinenin esâreti altında rûhunu karartmış kimselerin de Allâh’a yol bulabilmeleri çok zordur. Çünkü sekülerlik, globalleşen dünya, nefsânî arzularla her gün daha beter kirlenmektedir. 

Günümüzde televizyon, internet, salgın modalar insanımızın iç âlemini boşalttı. Onu uzaktan kumandalı bir robot hâline getirdi. Zaten kapitalist dünyanın tek parolası var: 

“Bırakınız yapsın, bırakınız geçsin! Altta kalanın canı çıksın.” 

Afrika’da kapitalizmin maskeli yüzünü, acımasızlığını, merhamet ve vicdan yoksulluğunu yakından seyrettik. Felâket dolu, ıstırap dolu, vahşet dolu. Aynı manzarayı Irak’ta seyrediyoruz, Filistin’de seyrediyoruz, Suriye’de seyrediyoruz. 

Tekrar tekrar tecellî ediyor ki; 

Makineden asla hikmet çıkmaz. Zira onun ne ilmi ne de aşkı vardır. Devrimizdeki gafil insan da her sahada makineleşmiş, böylece aşka da hikmete de vedâ etmiştir. 

Bin bir esâret içinde insan dünyaya geliş hikmetini unutmakta, «ben» diyerek nefsini ilâhlaştırmakta. Nefsinin putperesti olmakta. 

Oysa; 

Dünya ömrü bir imtihan müddetidir. 

Bizi kurtaracak olan ruh da, sadece bize Hira, Sevr ve Vedâ Hutbesi’nde bırakılan mukaddes mîrastır. 

Yeryüzünün gerçek fatihleri, kalpleri kazananlardır. 

Bu gaye etrafında; 

Hazret-i Şems, Hazret-i Mevlânâ’ya bilhassa şu tâlimatta bulunmuştur: 

“Muzdarip olan varsa sen de muzdarip ol, üşüyen varsa sen de üşü!” 

Yine bu gaye etrafında; 

Bahâeddin Nakşibend Hazretleri yedi sene hastalara hizmet etti. Yoldaki engelleri kaldırdı. Hâlık’ın nazarıyla mahlûkāta bakış tarzının bir tecellîsi olarak hasta hayvanlara hizmet etti. 

Çünkü; 

Toprağına merhamet tohumu serpilmeyen ülkeler gerçek mâtem ülkeleridir. 

Merhameti bilmeyen insan, en büyük hazineyi ve saâdetlerin kapısını açan anahtarı kaybetmiştir. 

Bilmeli ki merhamet, müslümanın kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir. Müslümanı gayr-i müslimlerden ayıran vasıf, onlardan daha fazla merhametli oluşudur. Îmansızlar ve kâfirler, merhametsizdir. Onlar, merhameti anlamaya çalışsalar da onu tam mânâsıyla hiçbir zaman idrâk edememişlerdir. Çünkü merhamet, insanlığımızın âlemde şahidi olan ve kalp yoluyla bizi Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir cevherdir. 

Yâ Rabbî! Gönüllerimizi îman, takvâ, ibâdet ve hizmet ile tezyîn eyle. Bizleri kalb-i selîme vâsıl eyle… Bizleri, üsve-i hasene olan Habîb-i Edîbi’nin hâliyle hâllendir. Gönül fetihlerinden bizleri de hissedâr eyle!.. 

Ümmet-i Muhammed’i ve tarih boyunca İslâm’a ve ümmete hizmet etmiş milletimizi; Fatihlerden ve Akşemseddinlerden mahrum eylemesin. 

 

BÖYLE BİR GEÇMİŞTEN ve DEĞERLİ İNSANLARDAN ÖRNEK ALMAMAK MÜMKÜN MÜ. 

RAHMET DUALARIMLA ANIYORUM

SELAM ve DUA İLE

.2022

ALANYA

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP
    300x250r
    300x250r